KültürManşetSöyleşi

Afrika’dan dünyaya yayılan notalar: 3MA

Ülkelerinin geleneksel enstrümanlarının ustası olmuş, üç farklı Afrika ülkesinden üç müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan bir grup: 3MA. Bildiğimiz müzik grubu tanımına yeni boyutlar kazandıran, tutkuyla kavrulmuş bu oluşumun müzikleri ise Afrika’dan dünyaya yayılmış durumda…

3MA, Afrika’daki ülkelerinin sembolü olmuş ve müzik tutkularını paylaşan, dostlukları sayesinde karşılıklı diyaloğa girebilen üç telli sazlar virtüözünün buluşması ile oluşan bir grup. Madagaskarlı valiha sanatçısı Rajery, Faslı ud üstadı Driss El Maloumi ve Malili kora sanatçısı Ballaké Sissoko’dan oluşan 3MA, özel bir performansla 5 Aralık’ta Akbank Sanat sahnesine konuk oldular. Biz de bu vesileyle bir araya gelip kendileriyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İlk olarak kendilerine müziğin mesleki ve teknik anlamları dışında onlar için duygusal olarak ne anlam ifade ettiğini soruyorum. Rajery şöyle yanıtlıyor: “Müzik evrensel bir dildir, bize keyif veren içimizde hissettiğimiz bir şeydir. Aynı zamanda değişik mesajlar vermek ve duyguları yaymak için de harika bir araçtır.” Driss El Maloumi ise Rajery’nin sözlerinden hareketle şöyle devam ediyor: “Kendi içimizde hissettiğimiz bu keyfi yapmaktan zevk alıyoruz. Bunun şöyle güzel bir yanı var: Bu sadece bizde kalmıyor, müziğin çok bulaşıcı bir özelliği var. Bunu yaparken aldığımız zevk bizi dinleyen herkese yayılabiliyor ve bu çok güzel. Bu paylaşılan bir zevk. Her üçümüz için müzik bir zorunluluk ve bizim olmazsa olmazımız.” Grubun üçüncü üyesi Ballaké Sissoko da bir ülke için müziğin çok önemli bir unsur olduğunu, çünkü bunun sayesinde duygularını ve mesajlarını paylaşabildiklerini söylüyor. Ve kendisi için müziğin vazgeçilmez bir şey olduğunu belirtiyor.

BU BİR RUH BİRLİĞİ

Malili kora sanatçısı Ballaké Sissoko, Faslı ud üstadı Driss El Maloumi ve Madagaskarlı valiha sanatçısı Rajery,

Grubun atmosferinden birbirleriyle çok iyi anlaştığını ve insani bir bağ olduğunu anlıyorum. Peki, bu müziklerine nasıl yansıyordu? Ballaké Sissoko şöyle yanıt veriyor: “Üçümüz de Afrika ülkelerinden geliyoruz ama tabii üçümüzün de ayrı ülkeleri var. Afrika çok büyük bir coğrafya, çok değişik sesler var. Bizim yaptığımız bir araya gelerek aynı zamanda birbirimizin kültürlerine de saygı duyarak fikirlerimizi paylaşmak fakat bundan yeni bir şey oluşturmak.” Rajery ise çok doğal olan bu insanı buluşmalarının bir araya gelmeleriyle bir müzik paylaşımına dönüştüğünü söylüyor ve ekliyor: “Biz üç ayrı Afrika ülkesinden üç ayrı enstrüman çalan müzisyenleriz ve bir araya geldik. Yeni bir şey yapmak ve yeni bir dil oluşturmak istedik. Bundan mutluluk duyuyoruz.” Driss El Maloumi arkadaşlarının açıklamaları şöyle sürdürüyor: “Burada anahtar sözcük paylaşmak. Her birimizin kendi dünyaları ve enstrümanları var fakat bizim bir araya gelişimiz bir karşılaşma ve vermemiz gereken bir sınav gibi. Sonuç olarak biz insanız. Ve yüksek anlarımız olabiliyor, bazen anlaşamıyoruz. Ama tüm bunları aşıp paylaşma duygusu içinde bir bütünlük yaratıyoruz. Bunu da mükemmel bir şekilde yaptığımızı düşünüyorum. Bu bir ruh birliği.”

MÜZİK İNSANLARI İYİLEŞTİRİYOR

Ballaké Sissoko’nun babası zamanında müzik ile uğraşmasına karşı çıkmış. Bunu kendisine sorduğumda şöyle yanıt veriyor: “Benim bütün ailem müzisyendi. Ama babamın şöyle bir endişesi oldu: Herkesin hayatını kazanması için bir mesleği olması gerekir, babam da benden ilk etapta bunu bekledi. Fakat koraya o kadar yürekten bağlanmıştım ki o da benim hayatımı bundan başka bir şeyle kazanamayacağımı anlamıştı. Kariyerimi bunun üzerine inşa etmeme göz yumdu.” Grubun bir diğer üyesi Rajery ise aynı zamanda bir müzik terapisti. O da bu sürecini şöyle açıklıyor: “Ben köyde doğdum ve 10 yaşına kadar orada yaşadım. Sürekli yerel enstrümanlarla ilgilendim ve şu an çaldığım aleti fark ettim. Bu aletin benim ruhsal dünyamda çok büyük bir etkisi oldu. Onu çaldıkça ruhsal ve beyinsel olarak çok rahatladığımı hissettim. Ve buna yoğunlaşmaya karar verdim. Büyüdükçe buna kafa yormak, müziğin insan hayatındaki etkilerine odaklanmak istedim. Ve Madagaskar’ın hemen her yerinde bu konuyu araştırdım. Bunun sonuçlarını da insanlarla paylaştım. Müzik insanları iyileştiriyor.” Driss El Maloumi ise bu grup dışında dünyaca ünlü birçok müzisyenle çalışmış. Burdan hareketle müzikteki ortak dilin ne olduğunu soruyorum kendisine. Maloumi şöyle yanıt veriyor: “Ud çokgeleneksel bir enstrüman. Ama benim yapmaya çalıştığım udu kendi sınırları içinden çıkarmak ve bildiğimiz anlamlarını aşmak idi. Bir müzisyen sabah aniden kalkıp müzik yapacağım demez. Ama içinde her zaman biriktirdiği bir ses olur. Biz müzisyenlerde bu sesleri dinleyerek çeşitli iş birliklerine gideriz. İçimden gelen ses hem bu grupla devam etmemi hem de diğer sanatçılarla çalışmaya devam etmemi söylüyor. Benim şansım geniş yürekli ve cömert müzisyenlerle birlikte olmaktı. Bu müzisyenlerden çağrılar geldiğinde karşı koyamıyorsunuz.”

YEREL KİMLİK OLMADAN EVRENSELE ULAŞILAMAZ

Grubun bütün üyeleri kendi ülkelerine ait enstrümanlar çalıyor. Ve bu yaptıkları müzik büyük kitlelere uzanmış durumda. Yerelden uluslararası bir bakış söz konusu. Bu konu hakkında neler düşünüyorlardı? Driss El Maloumi şöyle yanıt veriyor: “Burada önemli olan zaten yerellik. Buna sahip çıkmak çok önemli. Eğer çok belli bir yerel kimliğiniz yok ise buradan evrensele ulaşmak mümkün değil. Çalınan aletler veya derilerimizin rengi hiç önemli değil.” Ballaké Sissoko ise şöyle düşünüyor: “Mali’de yüzyıllar öncesine dayanan yerel enstrüman korası geleneği var. Ben zaten böyle bir ortamda doğdum. Bu yerellik içinde müziğimi yapıyorum. Bu da evrensel bir boyutta dünyaya yayılıyor.”

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak