KültürManşetSinemaSöyleşi

Ali Abbasi: Herkes güzel görünmek zorunda mı?

İran asıllı İsveçli yönetmen Ali Abbasi’nin ikinci uzun metrajlı filmi Sınır, her anlamda ‘tuhaf’ bir kadın olan Tina’nın en az kendisi kadar ‘tuhaf’ olan Vore adlı adamla tanıştıktan sonraki sorgulamalarını konu ediyor. “Filmlerde herkesin neden güzel görünmesi gerektiğini anlamıyorum. Filmlerde gerçek hayattakine kıyasla insanların nasıl görünmesi gerektiği konusunda tuhaf bir kodumuz var” diyen Abbasi, hem kadınlık ve erkeklik özelliklerini hem de fiziksel özelliklerin ölçütlerinin aslında ne olduğunu sorguluyor.

İran asıllı İsveçli yönetmen Ali Abbasi’nin ikinci uzun metrajlı filmi Grans, Türkçesiyle Sınır, koku alma duyusu ileri düzeyde gelişmiş, gümrük memuru Tina’nın öyküsünü konu ediyor. İsveçli yazar John Ajvide Lindqvist’in Let The Right One In / Gir Kanıma kitabından uyarlanan filmde her şey Tina’nın kendisi kadar tuhaf bir adamı takıntı haline getirmesiyle başlıyor. Bu takıntı sürecinde Tina kendi varlığını bile sorgulayacağı birtakım sırları öğreniyor. Sınır, aşk, doğaüstü ve kara film öğelerini zekice harmanlayarak karşımıza çıkıyor.  71. Cannes Film Festivali, Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Film, 31. Avrupa Film Ödülleri’nde, En İyi Görsel Efekt, İsveç’in en prestijli film ödülleri olarak kabul edilen 54. Guldbagge Film Ödülleri’nde ise En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Makyaj, En iyi Görsel Efekt, En İyi Ses ödüllerini kazanan Sınır’ın yönetmeni Ali Abbasi ile bu yıl 38. İstanbul Film Festivali’nde bir araya geldik. Filmi ve sinema sanatına bakışı hakkında konuştuğumuz yönetmen, sinemayla biraz gelgitli bir ilişkisi olduğunu ancak şu an duygularını en iyi ifade edebildiği aracın sinema olduğunu söylüyor. “İranlıların kendine has bir sinema yapım tarzı var ve doğrusunu söylemek gerekirse çok da bayılmıyorum, kendimi ait hissetmiyorum.” diyen İran asıllı yönetmen gelecek zaman içinde İran’da film yapmayı düşünüyor fakat henüz kendini İran sinemasının bir parçası olarak tanımlamıyor.

FİLMLERDE İNSANLARIN FARKLI GÖRÜNMEYE İZNİ OLMALI

Filmde asıl tartışmamız gereken kadın ve erkeklik roller ile fiziksel özelliklerin ölçütü mü?
Filmdeki herkesin neden güzel görünmesi gerektiğini anlamıyorum. Normal sıradan bir televizyon dizisini bile açtığımızda resepsiyonda çalışan bir kız, manken gibi görünüyor ve bunun için hiçbir sebep yok. Tabii ki bunda bir sorun yok. Gerçekten güzel bir kız orada olabilir ama bizim, gerçek hayattakine kıyasla filmlerdeki insanların nasıl görünmesi gerektiği konusunda tuhaf bir kodumuz var. Filmde insanlar çirkin olmalı demiyorum ama filmde insanların farklı görünmeye izni olmalı. Yani farklı görünen insanların da romantik ilişkileri aşkları olabilmeli.

O halde başroldeki kadın güzel biri de olabilir miydi? Bu durum filme hizmet etmiyor muydu?
Bu film için onun çirkin olması önemli. Çünkü film boyunca kadının aslında kendini çirkin, farklı ve tuhaf bir yaratık gibi hissediyor olması önemliydi. Yani bu durum filme hizmet ediyor. Ama filmi izlerken anlıyorsunuz ki onun çirkinliği aslında izleyicinin onu insanların koyduğu standartlarla değerlendirmesi… Neyin güzel görünüp görünmediğine ilişkin çok dar bir görüş açımız var. Bu da aslında medyayla şekillenen ve bilinçaltımızdan gelen bir şey. Hepimiz biliyoruz ki bütün filmlerde iyi karakterler -Aslan Kral da dâhil olmak üzere- sarışın ve aryan ırkı görünümlü olarak anlatılır. Ama Araplar, Türkler ve İranlılar da hep bir sorun vardır. Aptal ve kötü görünüyorlar gibi bir algı var. Bunda emperyalizmin payı çok büyük ve bu normları aslında onlar belirliyor. Eğer Türkiye bugün dünyanın en büyük ekonomik ve siyasi gücü olsaydı muhtemelen filmlerdeki iyi insanlar da bizim gibi görünecekti. Mesela H&M panosunda bir reklam gördüğümüzde buradaki kızlar ne kadar güzel görünüyor diye düşünüyoruz ama aslında belki 100 yıl önce onları görenler onların çirkin olduğunu düşünecekti çünkü güzellik normları zaman içinde değişiyor.

Neden John Ajvide Lindqvist’in bu eseri?
Çünkü Ajvide Lindqvist adeta İskandinavya’nın Stephan King’i gibi. Akıl, sofistike ve gizem kitapları yazan biri. Yazarın başka bir uyarlanan filmini izlediğimde benim dünyamla onun dünyasının kesiştiği bir yer olduğunu fark ettim. O da benim gibi büyülü gerçekçilik denen şey ile ilgileniyor ve bunun İskandinav versiyonunu yapıyor gibi. Bu nedenle onunla işbirliği yapmamız bana çok mantıklı geldi. Neden bu kitabın olduğuna gelirsek de, ben birkaç tane kitabını okudum ama en çok bu benim ilgimi çekti. Çünkü en az zekice olan kitabı buydu. Kitapta önemli olan şey olayların akışı, zekice dönüşler ve değişimler değil daha çok başroldeki kadın karakterin düşünceleri ve duyguları. Bu da fantezi türünde çok fazla karşılaşmadığımız bir özellik.

SINIR, İNSANIN KENDİSİYLE ARASINDAKİ SINIRI TEMSİL EDİYOR

Sınır neyi temsil ediyor? Kadın ve erkeklik rolleri arasındaki sınırı mı yoksa bir insanın, doğaüstü güçleri arasındaki sınırı mı?
Bunu birçok farklı şekilde okuyabilirsiniz. Söylediğiniz iki şey de mantıklı okumalar. Ama benim için sınır, insanın kendisiyle arasındaki sınırı temsil ediyor. İnsan içinde farklı insanlar barındırır. Bir insanın farklı karakterleri ve kimlikleri vardır. Tina’nın da içinde insani ve insani olmayan karakterleri var. Ve buradaki sınır da bunu temsil ediyor. Ve o da hangi tarafta olduğunu bulmaya çalışıyor.

Cannes Belirli Bir Bakış Bölümü’nde aldığınız En İyi Film Ödülü, filmin dünya çapındaki görünürlüğünü etkilemiş olabilir mi?
Bu ödül aslında bu tarz filmler için bir onay damgası gibi oldu. Çünkü bu çok alışılmış bir şey değil. Aslında bir anlamda filmi meşrulaştırdı. Normalde bu filmi merak etmeyecek olan insanlar filmi izlediler. Bana merhaba demeyen insanlar beni aramaya başladı. Benim için en önemli şey –aslında genel için- çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağladı filmin. Mesela Cannes’da filmin tanınması bu anlamda, filmimin İstanbul’a da açılmasını sağladı. Bu benim için çok değerli çünkü ben filmlerimin sinefil balonunun dışında da izlenmesini istiyorum.

SİNEMACI OLMAK İÇİN SİNEFİL OLMAYA GEREK YOK

Sinema mesleki ve teknik anlamlarının dışında sizin için ne ifade ediyor?
Sinemayla biraz gelgitli bir ilişkim var. Film yapmayı ve film izlemeyi seviyorum ama hiçbir zaman büyük bir sinefil olmadım. Hiçbir zaman sinemayla ilgili nostaljik veya sinemanın eski büyük günlerini özleyen biri de olmadım. Hatta bu beni irrite ediyor. Sinemanın o eski selüloit zamanlarını cazibesini hatırlayıp bunun hakkında konuşmak bana çok mantıklı ve çekici gelmiyor. Ama işin ilginç tarafı hala duygularla uğraşmak ve baş etmek için sinemanın en iyi araç olduğunu düşünüyorum. Duyguları manipüle etmek ve duyguları aktarmak için başka daha iyi bir yol olduğunu düşünmüyorum. Ama benim için olmazsa olmaz, bulunmaz bir şey değil. Çünkü duygularımı ifade edebileceğim başka bir araç bulduğum an ona geçebilirim. Sinemayla evli değilim, sinemayla çıkıyorum. Eskiden insanlar sinemaya hayrandılar çok seviyorlardı ve adeta onlar için bir kült gibiydi. Ama şu an artık sinema sevmeyi ve hayranı olmayı birazcık tüketici kulübüne mensup olmaya benzetiyorum. Neredeyse sinema masumiyetini kaybetmiş gibi. Çünkü gidiyorsunuz selfie’ler çekiyorsunuz, biletler satıyorsunuz ve kendinize başka bir kişilik yaratıyorsunuz. Günümüzde sinemanın başka bir anlamı var.

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak