EditördenKritikKritikKültürManşetSinema

Bozkır örneklemiyle: Festival filmlerine çifte standart

Bu yıl 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk filmi Bozkır ile 11 ödül kazanan Ali Özel’in başarısı sinema camiasında tartışmalara sebep oldu. Sinema yazarlarından tutun da sinemayla ‘ilgilenen’ ve aralarında ‘filmi izlememiş’ olanların da bulunduğu pek çok kişi ‘Nasıl olur da bu film bu kadar ödül alabilir’ dedi. Rakip filmlerin yetersizliği konusunda arkadaş ortamında dahi eleştiri üretemeyenler Bozkır’ı yerden yere vurmakta sakınca görmediler.

56. Antalya Altın Portakal Film Festivali bu yıl 26 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında gerçekleşti. Ulusal ve uluslararası farklı biçimsel formatlarda birçok filmin gösterildiği ve yarıştığı festivalde aynı zamanda birçok yan etkinlik düzenlendi. Yedi gün süren festivalin sonunda ödüller sahiplerini buldu. 17 kategoride ödüllerin dağıtıldığı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda, Ali Özel’in ilk uzun metrajlı filmi “Bozkır” En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil olmak üzere toplam 11 ödülün sahibi oldu. Ümit Ünal’ın bir aşk hikayesini sosyal sınıf çatışmalarıyla harmanladığı “Aşk, Büyü, vs.” adlı filmi 3 ödül alırken, İzleyici Ödülü de Leyla Yılmaz’ın “Bilmemek” adlı filmine gitti. Bu yıl ilki verilen Cahide Sonku Ödülü’nü ise “Kronoloji” ve “Küçük Şeyler” filmlerinin kurgucusu Selda Taşkın aldı. Gecede En İyi Kısa Film Ödülü, Burcu Aykar’ın “Ablam” filmine, En İyi Belgesel Film Ödülü ise Şirin Bahar Demirel’in “Kadınlar Ülkesi”ne verilirken, Uluslararası yarışmada en iyi film, Japon yönetmen Joe Odagiri’nin “Zaman Her Şeyi Siler” adlı filmi seçildi. Bu kategoride En İyi Yönetmen Ödülü ise “Şirin’in Kalesi” filmiyle İranlı yönetmen Reza Mirkarimi’ye verildi.

FESTİVAL YÖNETMELİĞİ DİDİK DİDİK EDİLDİ

Ulusal kategoride zaten az sayıda olan iyi birkaç film ödülle tescillendi. Buraya kadar bir sorun yok bence. Ama sinema camiamızın bir takım kişi ve grupları için öyle değil; sorun var. Sinema yazarlarından tutun da sinemayı profesyonel olarak icra ettiğini iddia eden birçok kişi Bozkır’ın 11 ödül alabilmiş olmasını kabul etmiş değil. Öyle ki rakip yönetmenlerin bile vermediği tepkileri veren bu kişiler, kapanış töreninin hemen ardından festival yönetmeliği didik didik etti, tepkili paylaşımlar yaptı, yazılar yazdı. Yetmedi; jüri başkanı Zeki Demirkubuz’un En İyi Film Ödülü’nü açıklarken yaptığı konuşma oldukça eleştirildi, üzerine komplo teorileri kuruldu hatta Demirkubuz’un festivali trollediği bile söylendi. Ki bu noktada görüntü yönetmeni Emre Erkmen, yazar ve senarist Latife Tekin, oyuncu ve senarist Mert Fırat ile oyuncu ve yapımcı Şebnem Bozoklu’nun da jüri üyeleri arasında olduğunu hatırlamak gerekir. Demirkubuz konuşmasında şunları söylemişti: “Bütün kararları oy birliği ile aldık. Her ödülü tek tek tartıştık, hepsini ayrı ayrı ele aldık. Küçük büyük demedik, hiç eyyam yapmadık. Para pul konuşmadık. Ulufe dağıtmaya kalkışıp kimseye saygısızlık yapmadık. 10 film izledik. Bir bölümünü kendimize hiç yakın hissetmedik. Bazılarına saygı duyduk. Bazılarını sevdik. Ama birine hayran olduk. Sinemanın devlet ve hükümet tarafından değişik yöntemlerle evcilleştirilip ehlileştirilmeye; muhalif olduğunu söyleyen bazı güruhlar tarafından ucuz eleştirinin, gündelik siyasetin nesnesi haline getirilmeye çalışıldığı, kısacası tutanın elinde kaldığı, şu günlerde, bizlere yaşamın doğasını, geçmişi, geride bıraktıklarımızı, ölümü, mezarlıkları hatırlatan, bir parça olsun kendimize gelmemizi sağlayan, zamanın ruhunu hissettiren, hakikatin izini süren aşkın bir film izledik. Gözlerimiz yaşardı, boğazımız düğümlendi ve çok heyecanlandık. Öyle bir filmdi ki, biraz daha sürse Anton Çehov’un dediği gibi ‘Neredeyse neden yaşadığımızı anlayacaktık.’ En İyi Yönetmen Ödülü’nü o filmin yönetmenine vermekten gurur duyuyorum.”

PEKİ, BOZKIR’I İZLEDİNİZ Mİ?

Bozkır’a bu ödüllerin nasıl verildiğini anlamak da zorlandığını dile getiren birçok kişinin ortak özelliği ise garip bir şekilde filmi izlememiş olmalarıydı. Ya onlar yerli filmleri izlemeyi zaten tercih etmiyorlardı ya da festival kitapçığından Konya’da geçtiği anlaşılan bu film, klişeleşmiş taşra edebiyatından daha fazlası olamazdı onlar için. Ama ne olursa olsun, izlememiş olsalar bile adı Bozkır ve henüz bir ilk film olan, üstelik yönetmenini de daha önce pek ‘tanımadığımız’ bir yapım nasıl bu kadar ödül alabilirdi? Üstelik o kategoride yarışan ‘ne yapsa izlenir hocam ya’ denilen yönetmenler ve filmleri varken.

Bozkır’ın bendeki karşılığına gelirsek; köylerine yapılacak olan baraj ile kendi evleri de dahil köydeki tüm evlerin su altında kalacak olmasının bir ailenin hayatına nasıl etki ettiğini buna aile üyeleri arasındaki ilişkileri de dahil ederek oldukça naif ve insani duygularla anlatan Bozkır, benim için Türk sinemasının önemli temsillerden biri olmaya aday. Keşke neden bu kadar ödül aldığı değil de bu ödülleri alabilecek başka alternatiflerin olup olmadığı üzerinden tartışsaydık. Eğer tartışacaksak kendini sürekli tekrar eden, anlatım diliyle sadece kendi çevresinin anlayabileceği filmler yapan yönetmenleri neden asla eleştiremediğimizi, neden buna cesaret edemediğimizi tartışalım. ‘Hiç ödül alamadı çünkü Bozkır hepsini aldı’ gibi komik bir cevap vermek yerine ‘alamadı çünkü yapamamış’ diyebilelim rahatlıkla… İşte o zaman daha samimi oluruz ve sinemamıza birtakım katkılarda bulunabiliriz… Böylelikle belki düşüncelerimizi ifade etme konusunda daha medeni de oluruz…

NEYİN GÜNAHINI ÇIKARDINIZ TUBA ÜNSAL?

Gelelim Tuba Ünsal’a. Geçen yıl da festivalde ‘jüri’ olarak yer alan Ünsal bu yıl ise festivalin konukları arasındaydı. Kapanış gecesinde de En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü açıklamak için sahnedeki yerini aldı. Elbette ödülü açıklamadan önce bir şeyler söylemesi gerekti: “Hepiniz hoş geldiniz. Buradan çok güzel görünüyor. Kısacık bir şey söylemek istiyorum. Bugün burada, kırmızı halıda, dünden beri bütün arkadaşlarımı görüyorum. Sinema sektörümüzün, ülkemizin en değerli oyuncularını görüyorum. Yönetmenlerini, yazarlarını görüyorum. Bu sene ‘Öze Dönüş’ dendi. Bu aradaki, iki sene arasındaki farkı en iyi analiz edebilenlerden bir tanesi benim çünkü zira geçen sene burada ev sahibi jüri idim ve çok yalnızdım. Biraz da dayak yedim. Ama olsun. İki sene arasında mücadelesini eksiltmeyen, protestolara katılan ve bu festivali, özünü bize armağan eden tüm sektördeki arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve bence onlar için kocaman bir alkış almamız gerekiyor. Çünkü sinema; gücü, sesi çok kalabalık çıkan bir sanat dalı. Ve biz birlikte çok güzeliz.”

Bu festivaller ülkenin festivali, birer değeri. Oyuncusundan görüntü yönetmenine sinema sektörü çalışanları başta olmak üzere tüm vatandaşların uluslararası alana dönük yüzü. Yani kimsenin tek elinde değil. Yöneticiler değişir, yıllardır büyütülen şeyler kalır. Festivaller de öyle olmalıdır. Tuba Ünsal ise rövanşist bir dille konuşma yaparak ne yazık ki sinemayı ve festivali yine politik bir alana çekti. Sormak istiyorum kendisine; kendinizi kime karşı neden akladınız? Kimden, neyin günahını çıkardınız? Eğer söylediklerinizde ciddi ve samimi iseniz bu veya benzeri bir açıklamayı neden geçen yıl festivalin hemen ardından yapmadınız? Dahası neden festivalin davetini kabul edip geldiniz? Neden söz konusu protestolara destek vermediniz? Şimdi kendileri için alkış istediğiniz sinema emekçileriyle neden birlik olmadınız? Ne değişti? Cevabınız; “belediye” mi?…

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Okumaya devam et

Close
Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak