EditördenKritikKültürManşetSinema

Hiçliğin içinde sevgi hakkında: High Life

Bir baba, bir bebek ve uzay… Durmaksızın yol almaya devam eden bir gemi ve içinde nefes alan insanlar… Veya hiçliğin ortasında “kurtuluşla” sonlanan hayatlar hakkında… Kısacası yönetmen Claire Denis’e göre “Umutsuzluk ve insanın hassasiyeti hakkında bir film bu; her şeye karşın sevgi hakkında…”

Bir Claire Denis filmi High Life, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan bir grup suçlunun hikâyesini konu ediniyor. Onların bu cezayı geri çevirmeleri içinse önlerinde tek bir seçenek var: Sonu ölümle sonuçlanabilecek bir deneye katılmayı kabul etmek… Şanslarını denemek isteyen bir grup suçlu, uzayda gerçekleştirilecek olan insan üreme deneyinin bir parçası olmayı kabul eder ve uzaya gönderilirler… Hayatta kalmanın her geçen gün zorlaştığı ya da ölmenin hayatta kalmaktan daha çekici olduğu bu ortamda adeta bir ölüm kalım savaşı verilir…

High Life’i geçtiğimiz hafta 38. İstanbul Film Festivali’nde izledim. Claire Denis’in bilim kurgu türündeki ilk filmi. Filmin başrolünde vampir travmasını üzerinden atmış gibi görünen, sarı ve kısa saçlı fütürist görünümüyle dikkat çeken Robert Pattinson yer alıyor. Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan Hige Life’in diğer oyuncuları ise Juliette Binoche, Mia Goth, André Benjamin… Tüm oyuncularına çekimlerin yapıldığı Köln’deki Avrupa Uzay Ajansı’nda astronot eğitimi aldıran yönetmen Denis, bazı yerlerde başarısıyla neredeyse filmin önüne geçen müzikleri ve ses tasarımı içinse Stuart A. Staples ile çalışarak başarılı bir işbirliğine imza atmış.

High Life, 2018

UZAYIN ACIMASIZLIĞINDAN KURTULUŞA

Bir insanın ‘üretimine’ tanık olduğumuz filmde aynı zamanda bu bebeğin büyümesine de şahit oluyoruz. Uzayın acımasız ve korkutucu boşluğunu, bir bebeğin ağlayışıyla yerle bir eden film baba Monte ile yer yer empati yapmamıza da neden oluyor. Uzay temalı diğer filmlerin içinde softluğu ve odaklandığı insan hikâyesiyle biricik nitelik kazanan High Life, gelecek zamanda insanlığın sonunun geleceği öngörüsüyle, var olma algısını yeniden yorumluyor. Ötekileri, hayatları boyunca dışlananları bir uzay gemisine hapseden yönetmen, izleyiciyi ötekilerin kendilerine yönelik sorgulamalarına şahitlik ettiriyor. Suçluların adeta “tutulduğu” bu uzay gemisi ise bilime hizmet eden bir ortam olmanın dışında hiçlik veya bir boşluğu temsil ediyor. Karakterler yani suçlular, suçları ve bağımlıkları ile bilime hizmet olarak adlandırılan şu anki durumlarıyla uzay boşluğunda adeta savruluyor. Savurulurken de birbirlerinin sonunu hazırlıyor… Bütün bunları oldukça “şık ve estetik” bir biçimde gözler önüne seren yönetmen, izleyiciyi cevaplardan çok sorgulamalara yönlendiriyor. Kısacası 6 Mayıs’ta vizyona girecek olan filmi izlemeniz için pek çok neden var…

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Okumaya devam et

Close
Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak