EditördenKritikKritikManşetMedya

Kadın cinayeti haberlerinde dram rüzgarı

Kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinde medya, adeta ‘dram rüzgârı’ estiriyor. Sunucusundan muhabirine medya çalışanlarının şiddet haberlerini rating malzemesine dönüştürmesi, şiddeti önlemek veya caydırıcı kılmak bir yana yeniden üretiyor. Öyle ki yapılan birçok araştırma medyada konu edilen şiddet haberlerinin, bu tür vakaları yaygınlaştırdığı hatta bunun ötesinde şiddeti meşrulaştırdığı ve kanıksattığını ortaya koyuyor.

Kadına yönelik şiddet bütün toplumlarda olduğu gibi toplumumuzda da farklı boyutlarıyla üzerinde çalışılması ve kalıcı çözümlerin üretilmesi gereken ciddi bir sorun.Kadın cinayetleri de bu sorunun en korkunç boyutu. Bugün istatistikler de gösteriyor ki ülkemizde kadına yönelik şiddet önlenemez bir artış gösteriyor. Öyle ki 2017 yılında 348, 2018 yılında 396, 2019 yılının şu anına kadar ise 391 kadın öldürüldü. Kadın cinayeti haberleri de bu verilere paralel oranda yazılı ve görsel basında yer alıyor. Ancak basının bunu farkındalık adına mı yoksa tiraj/rating açısından mı yaptığı önemli bir tartışma konusu. Çünkü öyle bir dil ve görsellikte yapılıyor ki bu haberler, farkındalık mı oluşturuyor yoksa bu da şiddetin başka bir boyutu mu belli değil.

Her yeni güne yeni bir kadın cinayeti haberi ile uyandığımız bugün, kadına yönelik şiddet sorunu kadar önemli bir şey var ki o da yazılı ve görsel basında bu cinayetlerin nasıl haberleştirildiği. Bu konuda basın organlarına ve çalışanlarına düşen sorumluluğun olan ve olması gereken bağlamında düşünmek önem arz ediyor. Bu açıdan bakıldığında kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri haberlerinin medyada nasıl yer aldığı önem kazanıyor. Kadın cinayetleri haberlerde genel olarak, ‘kadınların toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınlığa yüklenen anlamlar nedeniyle öldürülmeleri’ olarak tanımlanıyor.

ÜÇÜNCÜ SAYFA HABERCİLİĞİ…

Gazetelerde ve televizyonda kadına yönelik şiddet haberlerinin konumlandırılışında “üçüncü sayfa haberciliği”nin varlığı sürdürülüyor. Günümüzde haber medyasına baktığımızda kadınların yer aldığı haberlerde kadınlara yönelik kalıplaşmış söylemlerin varlığı görülüyor. Üstelik kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinde de aynı üslubun devam ettiriliyor olması büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Kadınlar ne yazık ki geleneksel rollerinden kurtulamıyor hatta bu roller medya eliyle yeniden üretilip meşrulaştırılıyor. Medya kadına şiddet veya cinayet haberlerinde adeta eylemi meşrulaştırıcı ibareler kullanıyor hem de olayı dramatize ederek kamuoyunun esas sorunu görmesine ve düşünmesine imkân tanımıyor. Medya, toplumun şiddeti önleme veya katkı sağlamadaki rolüne değil, içeriksel bir çerçeve çizmeksizin, tek başına yaşanan şiddet ile ilişkili bireysel durumlar üzerine odaklıyor. Medya bir şiddet veya cinayet olayını sosyolojik ve hukuki açıdan tartışmak yerine basit, yüzeysel fakat ‘gösterişli/süslü’ anlatım yoluna gidiyor. Mağdurun hayatının detaylarıyla dramatize edilerek anlatılması olayı gerçek bağlamından uzaklaştırıyor ve durumu magazinel bir yapıya sokuyor. Kamuoyunda kadınların ezik ve acınası durumda ve kendilerinin birer kurban olduğu algısı oluşturuluyor. Kadınlar mağdur, kurban, öldürülen, dövülen, taciz edilen, tecavüze uğrayan olarak resmediliyor görsel bir malzemeye dönüştürülüyor. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet ve buna ilişkin kalıplar gerek yazılı gerekse görsel basın tarafından pekiştirilmeye devam ediyor. Bu pekiştirme sürecinde toplumsal cinsiyet temelinde kadın erkeğe göre zayıf, güçsüz, duygusal, mantıksız gibi olumsuz özelliklerle tanımlanıyor. Üstelik bütün bunları yaparken “kamu yararı” adlandırmasıyla savunulan bir habercilik anlayışı ortaya çıkıyor.

TV HABERLERİNDE DİZİ ESİNTİLERİ

Kadına yönelik şiddet ve cinayet haberlerinin televizyon haber programlarında da sunulmasında da ciddi hak ihlalleri ve sorunlar bulunuyor. Medyanın kadına yönelik şiddet haberlerini sunarken şiddeti uzun süre göstermesi, görüntüyü tekrarlaması ve kadına yardımcı olacak bilgileri vermemesi sorunun boyutunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Ayrıca cinayet haberlerde ölen kadının görüntülerine müzik ve benzeri efektlerin eklenmesi durumu kurgusal bir süreç içerisinde dizi betimlemesine sebep oluyor. Bu da olayı gerçekliğinden kopararak başka bir durum içerisine sokuyor. Her ne kadar spikerler haberi sunarken üzülüp eleştirdikleri söz konusu olsa bile, sorumluluk üstlenmedikleri açıkça görülüyor. Ayrıca üzüntülerini ifade ederken kullandıkları geleneksel söylem içeren ve asla sorunun kaynağına değinmeyen dilleri de yerinde bir işlev taşımıyor. Şiddet gören kadınları başvuracakları mercilerden haberdar etmek yerine haberi makyajlayıp, sansasyonel hale getirmek toplumda bir farkındalığın oluşturulmasına imkân tanımıyor. Öte yandan atılan haber başlıklarındaki “aşk cinayeti, töre cinayeti, sevda ölüm getirdi, kıskançlıktan öldürdü” gibi tanımlamalar da gerçekleşen olayın korkunçluğunu normalleştiriyor ve faili kamuoyunda haklı kılmaya çalışıyor. Bu durumda sorunun çözümüne katkı sağlamıyor, aksine kadına yönelik şiddete ilişkin haber, olay ve kullandıkları eril dilin kamuoyunda hegemonya oluşturmasına neden oluyor. Medya yalnızca “haberi verdim, sorumluluğumu yerine getirdim” dememeli.

PEKİ, NASIL OLMALI?

Kadına yönelik şiddet evrensel bir sorun. Bu sorunu tüm yönleriyle ortaya koyup her toplumsal meselede olduğu gibi bu konuda da kamuoyunu bilgilendirerek sağlıklı bir kamuoyu oluşumuna hizmet etme işlevi de kuşkusuz medyanın önemli görevlerinden. Medyanın patrondan muhabirine tüm medya çalışanlarının, özellikle şiddet içerikli haberlerde, öncelikle mağdur ve yakınları, faili ve yakınları ve en nihayetinde topluma karşı belli sorumlulukları olduğunun bilinci ile hareket etmesi gerekir. Bu bağlamda etik ihlallerin en aza indirilmesi için belli çözüm önerileri şu şekilde sıralanabilir:

  • Habere ilişkin ön kabuller yeniden düşünülmeli ve hiçbir haberin tümüyle gerçeği yansıtamayacağı anlaşılmalı.
  • ‘Haber gerçeğin ta kendisidir, gazeteci bu gerçeği yansıtır’ şeklindeki liberal anlayış değiştirilmeli.
  • ‘Kamu yararı’ kavramının içinin net bir şekilde doldurularak kişisel ve keyfi uygulamalara sebebiyet vermeyecek şekilde somutlaştırılması ve etik ilkelere dâhil edilmeli.
  • Özellikle şiddet haberlerinde habere konu olan tarafların aileleri de göz önünde bulundurularak bu hassasiyetle haber yapılması, mağdurun fotoğrafının mümkün olduğunca kullanılmaması, eğer kullanılacak ise buzlanarak verilmesi gerekli..
  • Habere ilişkin detayların ölüm, kan, gibi toplum psikolojisini sarsacak ve umutsuzluk ya da kanıksama yaratacak unsurlar üzerinden değil, toplumu bilinçlendirecek öğeler üzerinden verilmesi gerekli.
  • Haberin mağdur aleyhine isim, yaşanılan yer, yaş, meslek gibi her türlü detayı vererek oluşturulması haberde yer alan bilgilendirici öğelerin de aynı şekilde yer alması beklentisini oluştuırmakta. Örneğin, haberi izleyen ve aynı mağduriyeti yaşayan bir kadına bu konudaki devlet politikaları, koruyucu önlemler, verilen sağlık hizmetleri, uzman görüşleri gibi bilgilendirici içerikler yoğun bir şekilde sunulmalı.
  • ‘Devlet yine koruyamadı’ şeklindeki başlıklar, aynı sorun ile yüz yüze olan bireyleri güvensizlik ve korku ile yaşadığı şiddeti saklamaya ve dolayısıyla çaresizlik hissini kabullenmeye yöneltirken, şiddet uygulayan erkeklerin eylemlerinin sürekliliğine hizmet etmekte.
  • Failin yargı süreci takip edilmeli, sonuçlar kamu ile paylaşılmalı. Özellikle caydırıcı olabilme ihtimali sebebiyle ağır cezalarla sonuçlanan yargılama süreçlerinin paylaşılması bir başka çözüm önerisi olarak sunulabilir.
  • Son olarak gazetecileri yetiştiren iletişim fakültelerinde toplumsal cinsiyet derslerinin okutulması ve bunun da ötesinde etiğin gazetecinin kendi vicdanında anlam bulması önemli.
Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak