ManşetSöyleşiToplum

Dilin veya ırkın değil, yeryüzünün doktorları

Ne büyük mutluluk, ne büyük onurdur; gönüllü olmak, gönülden yapmak, hiçbir karşılık beklememek. Hele de yaptığınız bu gönüllü iş bir insanın hastalığını tedavi etmek, ona umut olmak, onu iyileştirmekse… İşte Yeryüzü Doktorları da din, dil, ırk ve renk ayırt etmeksizin sürdürüyor gönüllülük çalışmalarını. Binlerce sağlık çalışanı ile doktor, Filistin’den Somali’ye, Tanzanya’dan, Nijer’e sağlık dağıtıyor, insanlara hayat oluyor…

Hastalığın dini, dili, ırkı yok. Kimi nerede nasıl yakalayacağı, kime nasıl zorluklar çıkaracağı belli olmaz. İster İsveç’te ister Türkiye’de. Hastalık, hastalıktır. Önemli olan bundan sonraki süreç. Tedavisi var mı? Bu tedavi o ülkede uygulanabiliyor mu? Bu tedaviyi uygulayacak nitelikli doktorlar ve o doktorlara devletin ayırdığı yeterli bütçe var mı? İşte işin önemli kısmı bu sorularla başlıyor. Özellikle Afrika gibi bölgelerde ne yazık ki sağlık konusu da en az gıda, güvenlik ve barınma gibi en büyük sorunların başında geliyor. Bu bölgenin özellikle bazı kesimlerinde ne nitelikli doktorlar ne de sağlık bütçesi var. Hastanenin dahi olmadığı ya da tedavinin çok lüks olduğu gibi sorunlar söz konusu. İşte tam da bu noktada din, dil, ırk, bölge ayırt etmeden ihtiyaç sahibi bölgeleri dolaşarak gönüllü doktorluk yapan hekimler de var. O gönüllü toplumlardan biri de Yeryüzü Doktorları.

Yeryüzü Doktorları, bir grup sağlıkçının Bosna Savaşı’nda, 17 Ağustos depreminde gönüllü çalışmalar yapması ile başlayan bir oluşum. Yaşanan mağduriyetlere duyarsız kalınamıyor ve ‘nasıl yardım edebiliriz kaygısı’ ile sahaya çıkılıyor. Zamanla görülüyor ki dünyanın her yerinde çeşitli mağduriyetler, eşitsizlikler, yoksulluklar, savaşlar var ve yapılan yardımları daha geniş bir kitleye ulaştırmanın yolu da kurumsal bir yapı oluşturmaktan geçiyor. Böylece 2000 yılında Yeryüzü Doktorları Derneği resmi olarak kuruluyor. Herhangi bir dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, sağlık hizmetine erişemeyen ihtiyaç sahiplerine ulaşma ve onların hayata tutunmalarını sağlama misyonu ile hareket ediyor. 20 bini aşkın gönüllüsü bulunuyor ve bu sayının büyük çoğunluğunu sağlıkçılar, sağlıkçılar içerisinde de hekimler oluşturuyor. Bununla birlikte eczacılar, hemşireler gibi diğer sağlık çalışanları da bulunuyor gönüllüler arasında. Biz de Yeryüzü Doktorları Derneği Yön. Kurulu Başkanı Dr. Yahyahan Güney ile konuştuk. Gittikleri bölgeleri, oralarda neler yaptıklarını, yaşadıklarını kendisinden dinledik. İşte söyleşimizden öne çıkan başlıklar…

FİLİSTİN’DEN ÇAD’A; BANGLADEŞ’TEN TANZANYA’YA

Nasıl bir sistemle çalışıyorsunuz? Gideceğiniz bölgeyi neye göre nasıl belirliyorsunuz?

Dr. Yahyahan Güney

Başlarda kısa süreli sağlık kampları düzenleyerek ihtiyaç olan bölgelere gönüllü doktorlarımızı gönderiyorduk. Örneğin 5-10 kişilik sağlık ekibimiz Afrika’nın bir bölgesine gidiyor ve belirli bir süre boyunca bölge şartlarında tedavi edilemeyen hastalıkları önceleyerek muayene ve ameliyat hizmetleri veriyor ve çalışmaları tamamlayıp yurda dönüyor. Bu çalışmamızı hala sürdürüyor olmakla birlikte kalıcı fayda sağlamaya yönelik çalışmalarımızı da zamanla arttırdık. Bu doğrultuda şu anda 7 ülkede çalışmalarına kesintisiz devam eden kliniklerimiz var, mobil sağlık ekiplerimiz var. Çalışmalarımız, birinci basamak sağlık hizmetleri, doğum sağlığı, beslenme sağlığı ve göz sağlığına yönelik alanlarda yoğunlaşmakla birlikte ilaç ekipman desteği, sağlık eğitimi, temiz suya erişim gibi alanlarda da devam ediyor. Nerede bir ihtiyaç baş göstermişse uzmanlık alanlarımız ve imkânlarımız doğrultusunda orada olmaya gayret gösteriyoruz. Ayrıca sağlık eğitimleri organize ederek, hastane ve kliniklerin kurulmasına destek vererek bölgedeki yerel kapasiteyi de güçlendirmeye çalışıyoruz. Gideceğimiz bölgeleri belirlemedeki en önemli faktör bölgedeki ihtiyaç durumu elbette. Bununla birlikte o bölgede çalışmalarımızı yürütebileceğimiz alt yapıyı oluşturmuş olmamız da önemli. 

Gittiğiniz bölgelerde şartlar nasıl?
Gittiğimiz bölgeler yoksulluk, açlık, susuzluk gibi birçok sorun ile ve kimi zaman doğal afetlerle, savaşlarla mücadele etmeye çalışan ülkeler oluyor. Sağlık hizmetlerine erişimdeki yetersizlik ise ortak bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sağlık çalışanı sayısı yetersiz olabiliyor, sağlık tesisleri veya teknik donanım bulunmayabiliyor. Bununla birlikte özellikle savaşların ve iç karışıklıkların olduğu bölgelerde güvenlik riskleri de söz konusu. Kimi bölgelere giriş çıkışlarda problem yaşadığımız oluyor.

Hangi bölgelere yoğun olarak gidiyorsunuz?
İmkânlar el verdiği sürece ihtiyaç olan her yere gitmeye gayret gösteriyoruz.  Şu an için çalışmalarımızı daha yoğun olarak yürüttüğümüz ülkelerden bahsedecek olursak; Filistin, Yemen, Çad, Somali, Suriye, Bangladeş, Afganistan, Nijer, Pakistan, Sudan ve Tanzanya’yı sayabiliriz. Bu ülkeler çalışmalarımızı yürüttüğümüz ülkelerin tamamı değil ancak sene içerisinde çok kez gidip geldiğimiz ya da daimi hizmet veren kliniklerimizin bulunduğu ülkeler.

SITMA VE KATARAKT YOĞUN OLARAK GÖRÜLÜYOR

Gittiğiniz bölgelerde yoğun olarak hangi hastalıklarla karşılaşıyorsunuz?
Genel itibariyle gittiğimiz ülkelerde sıkça görülen hastalıklar arasında sıtma, katarakt, doğuma bağlı sebeplerle gelişen kadın hastalıkları ve beslenme yetersizliği bulunuyor. Bununla birlikte bölge şartlarına göre değişen sağlık problemlerinden bahsetmek de mümkün. Örneğin, Yemen’de temiz su ihtiyacı yeterli olarak karşılanamadığından çöp birikintilerinin yol açtığı zararlar bertaraf edilemiyor; bu nedenle kolera, difteri, sıtma gibi bulaşıcı hastalıklar yayılıyor. Gazze’de ise ateşli silahlarla yaralanmalar sonucu kol-bacak kayıpları, kırıklar, felç gibi problemler yaygın olarak yaşanıyor.

Karşılaştığınız hastalıklara Türk doktorların geliştirdiği çözümler oluyor mu?
Gönüllü hekimlerimizin bölgede ellerinden geldiğince birçok desteği oluyor. Sürdürülebilir fayda sağlamak için hekimlerimiz gittikleri ülkelerde eğitim de verebiliyor. Bazı ameliyatlar o bölgede ilk defa yapılmış oluyor. Bu noktada da büyük katkı sunduklarını söyleyebiliriz.

Türk doktorlar diğer doktorlara kıyasla farkını nasıl ortaya koyuyor? Kültür iletişim bilim vs her açıdan?
Gittiğimiz ülkelerdeki doktorlar da oldukça yetenekli doktorlar oluyor. Sadece maddi ve teknik imkânsızlıklardan ötürü Türk doktorlar kadar gelişmiş teknoloji ile çalıştıkları söylenemez. Türk hekimlerinin gelişen teknolojiden dolayı da birçok vakaya farklı çözümleri üretmesi/uygulaması daha fazla oluyor elbette. Bu da bir takım tecrübeden kaynaklı farklılıklara neden olabiliyor. Ama umuyoruz ki o bölgelerdeki doktorlar da imkânlarının gelişmesi ile birlikte kendi ülkelerine rahatlıkla hizmet edebilir seviyeye ulaşabilir.  

Nijer 2018

O bölgelerde genelde beyaz insanlara karşı farklı bir bakış söz konusu idi. Çeşitli sömürü durumlarından dolayı. Sizin gibi benzeri çalışmalarla o bölgelerde beyaz insan algısı değişikliğe uğramış olabilir mi?
Elbette farklı tepkiler de alabiliyoruz ilk etapta. Aslında bu tarz algıları kısa süreli çalışmalar ile tamamen değiştirmek mümkün değil ama bizim nereden geldiğimizi öğrendiklerinde, yaptığımız çalışmaları gördüklerinde ön yargılar yok oluyor. “Şimdiye kadar nerede kaldınız” diyenle de karşılaşıyoruz, ekibimizi gördüğünde sevinç nidaları içerisinde yerel danslar yapanları da.

Orada insanlar size nasıl davranıyor? Nasıl bir iletişime sahipsiniz?
Gittiğimiz ülkelerde yerel partnerler ile çalışıyoruz. Böylece bölgenin dilini, kültürünü vb. bilmemekten kaynaklı problemler yaşamıyoruz. Sadece yerel dilini konuşabilen hastalarımız olduğunda tercümanlarımız yardımcı oluyor. Ancak samimiyeti göstermek aynı dili konuşmanın çok ötesinde. Bir bakışlarından, yüzlerindeki tebessümden, bazen bize sıkıca sarılmalarından da anlıyoruz duygularını. Aynı şekilde onlar da bizi anlıyor…

TÜRK DOKTORLARI GÖRÜNCE SEVİNİYORLAR

Gittiğiniz bölgelerde Türkiye algısı nedir?
Biz gittiğimizde Türk doktorlar geldi diye seviniyorlar, ellerinde ne var ne yoksa bizlere sunmak istiyorlar çünkü birileri gerçekten onlar için gidiyor. Tarifi olmayan mutluluk duyuyorlar; bunları görmek bizi alıp oralara götürüyor.

Gittiğiniz bölgeler için kesin çözümler neler olabilir?
Kesin çözüm şu demek biraz zor. Çünkü problemleri ortaya çıkaran sebepler varlığını sürdürmeye devam ediyor. Savaşların, iç karışıklıkların olduğu bölgelerde diğer kamu hizmetleri ile birlikte sağlık hizmetleri de çökme noktasına varabiliyor. Dünyadaki mülteci sorunu artarak devam ediyor. Yoksulluk, kuraklık gibi durumların olduğu bölgelerde insanlar çaresiz durumda kalabiliyor. Ama şunu söyleyebiliriz; yardım kuruluşları sürdürülebilir fayda sağlama noktasında daha çok proje geliştirirse en azından balık vermeyi değil de balık tutmayı öğretmiş oluruz.

Daha önce Türkiye’de eğitim alıp kendi ülkesini dönüp doktorluk yapan kişilerle karşılaştınız mı?
Tıpta uzmanlık programımız ile Somali’den her yıl birkaç doktoru Türkiye’ye getiriyoruz son birkaç yıldır. Aldıkları eğitim sonucu uzmanlıklarını alıp ülkelerinde daha sağlıklı hizmetler sunabiliyorlar. Bunun gibi farklı eğitim projelerimiz kapsamında da ülkemizde eğitim verdiğimiz doktorlar oluyor. Bunun yanı sıra gittiğimiz kimi bölgelerde tıp eğitimini Türk üniversitelerinde almış doktorlarla da tanışıyoruz. Örneğin Gazze’de çok sayıda doktor var eğitimini Türkiye’de almış olan.

DOKTORLARA TRAVMA DESTEĞİ UYGULANIYOR

Sizi çok etkileyen olaylarla karşılaşıyor musunuz? Karşılaştığınız durumlar karşısında psikolojik destek aldığınız oluyor mu?
Pek çok şeye şahit oluyorsunuz oralarda. Katarakt ameliyatları sırasında hastaların duygularından sıkça etkileniyorsunuz. Örneğin 72 yaşında bir hasta vardı, kendisi gözleri tekrar görünce hemen camiye Kur’an okumaya gideceğinden söz etmişti. Bir diğeri ise bu ameliyatların ücretsiz olmalarına karşı doktorların kendilerine iyi davranmalarına şaşırdığını söylemişti. Sadece radyo anonsların duyup gelerek, kendilerini başka ülkelerden gelmiş insanlara bırakıyorlar. Bu bir teslimiyettir. Burada olsa ilk önce hastane, doktor seçimi, doktora çeşitli sorular, neler kullanılacağının bilgisi vb. birçok sorularla karşılaşabiliyoruz ama orada bir anons duyuyorlar kilometrelerce yolu yürüyerek hiç tanımadığı kişilere teslim oluyorlar.  

Ekiplerimiz, şartları Türkiye ile kıyaslanamayacak ülkelere gidiyor. Çok basit bir ilaç tedavisi ile iyileşebilecek insanların biz gitmeden önce aylarca bir sıkıntıyı çektiğine şahit oluyoruz ya da biz gittiğimizde artık tedavisi için çok geç kalınmış durumlar da oluyor maalesef. Tüm bunlar elbette insan psikolojisi üzerinde derin izler bırakıyor. Daha önce saha ekiplerimize yönelik ikincil travma destek grupları organize ettik.

TOPLUMUMUZ VERMENİN ALMAKTAN DAHA ÜSTÜN OLDUĞUNUN BİLİNCİNDE

Dr. Hasan Oktay Özkan

Gittiğiniz bölgelerde Türkiye algısı nedir?
Gidilen ülkelerdeki Türk algısı inanın çok hoş ve güzel. Sitayiş ve övgü dolu. Büyük bir ülke olduğunuzu görüyorsunuz. Tarihsel köklerinizi, bağlarınızı, size geçmişten tevarüs eden büyük mirasınızı buram buram hissediyorsunuz.  Kendi ülkenizin kıymeti ve etki alanı kendiliğinden adeta ortaya çıkıveriyor. Afrika ve yakın Asya’da insanlar Türkiye’mizdeki her türlü gelişmeyi çok yakinen takip ediyor.

Yaptığınız bu iş kişisel hayatınızı ve gelişiminizi nasıl etkiliyor?
Bizim toplumumuz vermenin almaktan daha üstün bir şey olduğunu, paylaşmanın, muhtaç durumdaki insana yardımcı olmanın çok büyük bir erdem olduğunu bilen, hatta İyilik yapmanın gösterişten uzak, gizlice yapmanın daha faziletli olduğunun farkında olan İnsanların çoğunlukta olduğu bir toplum. Bu duygu ve düşüncedeki insanların sesleri çok çıkmasa da topluma rengini veren, genetik kodlarını oluşturan şükür ki bu hasletlerdir. Yeryüzü doktorları da bir iyilik hareketi. Bu hareketin bir ferdi olmak, çorbada tuzu bulunmak tarifsiz bir duygu. Aslında her şey aslına rücu ediyor. Epeydir içine kapalı kalmış, kısır döngüleri olan bir ülkenin dünyaya yeniden açılması ve dünya vatandaşlarıyla iletişime geçerek kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirme gayreti diye düşünüyorum. Genç kardeşlerimizin de bu noktada hayata bakış açılarını çok olumlu yönde etkileyecek, güzel tecrübeler kazandıracak bu hareketin bir parçası olması da çok önemli. Bu noktada Gönüllü Sağlık Ekiplerine genç gönüllülerimizin de katılmasını çok önemsiyoruz.

Unutamadığınız bir anınız var mı? Sizi çok etkileyen olaylarla karşılaşıyor musunuz?
Öncelikle 5-6 saatlik bir uçuşla ekvatorun güney tarafına geçiveriyorsunuz. Uçağın kapısının açılmasıyla beraber yüzünüze çarpan esinti bile adeta çok farklı bir dünyada olduğunuzu fısıldıyor ama bunun ne kadar kısa bir sürede gerçekleştiğine hayret ediyorsunuz. Tepeden tırnağa her şeyi farklı olduğu bir topluma girme şaşkınlığı yaşıyorsunuz. Örneğin maddi açıdan sizin için hiçbir kıymeti olmayan birçok şeyin insanlar için vazgeçilmez derecede ihtiyaçlarını gideren, hayatlarının bir parçası olduğunu müşahede edebiliyorsunuz. Sağlık altyapılarının hiç olmaması,  çok genç yaşta örneğin katarak sebebiyle kör olan ailenin büyüğü bir babanın evladının elinden tutarak onu çekip sağa sola götürmesi gibi tablolar hüznünüzü daha da artırıyor. Bu toplumlarda çoğunlukla tedavi edilebilir hastalık örneğin sıtma ya da tüberkülozdan mustarip insanlarla karşılaşmak adeta vakayı adiyeden. Ancak en şaşırtıcı ve hayretimiz olan şey bu ülkelerdeki henüz bozulmamış doğal güzellikler ve bu güzelliklerin insanların tabiatlarına yansıyan saflığı temizliği muhafaza ediyor olmaları. Bu maddi imkânsızlıklar içinde insanların bu kadar mutlu, müteşekkir ve kanaatkar halleri Veren el konumunda iken bize düşen almamız 123gereken bir ders oluyor.

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak