HaberManşetToplum

Git gide kalabalıklaşan bir dünya…

Evet, her geçen kalabalıklaşan bir dünyada yaşıyoruz. Öyle ki Türkiye nüfusu bu yıl 82 milyon 421’e yükselirken dünya nüfusu ise 7 milyar 71 milyona ulaştı. Tabii bu sayılar sabit değil. Sürekli hareket halinde. Ama daima yukarı yönlü. Dünya nüfusunun 2055’te 10 milyara, yüzyılın sonunda ise 11,2 milyara yükseleceği tahmin edilirken, Türkiye nüfusunun ise 2040 yılında 100 milyonu aşması bekleniyor.

Nüfusumuz hiç azalmıyor, daima yukarı yönlü hareket ediyor. Hem dünya hem de Türkiye her geçen gün daha da büyüyor daha da kalabalıklaşıyor. Doğum oranı bazı ülkelerde azalsa bile asla durmuyor. Öyle ki Türkiye İstatistik Kurumu’na göre, Türkiye’nin nüfusu bu yıl 82 milyon 886 bin 421’e yükseldi. Ülkemizde nüfusun yüzde 15,8’i genç, yüzde 8,8’i ise yaşlı. 2018 verilerinde 12 milyon 971 bin 936 hesaplanan genç nüfusun yüzde 51,2’si erkeklerden, yüzde 48,8’i kadınlardan oluşuyor. 2018 yılında toplam yaşlı nüfus sayısı ise 7 milyon 186 bin 204 olarak kayıtlara geçti. Yaşlı nüfusun yüzde 55,9’u kadın, yüzde 44,1’i erkekti. Geçen yıl 100 yaşın üzerindeki kişi sayısı ise 5 bin 202 oldu. 2018’de doğan bebek sayısı ise 1 milyon 248 bin 847’ydi.

TÜRKİYE NÜFUSU 20 YIL SONRA 100 MİLYONU GEÇECEK

Dünya nüfusunun 2055 yılında 10 milyar olacağı hesaplanıyor. Tahminlere göre, bu sayı yüzyılın sonunda yaklaşık 11,2 milyara ulaşacak ve ortanca yaş 30’dan 41,6’ya yükselecek. Demografik göstergelerdeki mevcut eğilimler devam ettiği takdirde, Türkiye nüfusunun da 2023 yılında yaklaşık 87 milyon kişiye, 2040 yılında ise 100 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Tahminler, Türkiye’nin nüfusunun 2069 yılına kadar artarak 107,6 milyon kişiyle en yüksek değerine ulaşacağı yönünde. Türkiye’de toplam nüfusun 20 yıl sonra 99 milyon 754 bin 923’e ulaşması bekleniyor. Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerden 20’sinin şu anki nüfusları 17 milyonun altında. Türkiye’de nüfusun 2040’ta 100 milyon 331 bin 233’e yükselmesi öngörülürken, bu nüfusun 50 milyon 62 bin 203’ünü erkekler, 50 milyon 269 bin 30’unu kadınlar oluşturacak. Türkiye’nin nüfusu 2060’ta 107 milyon 95 bin 998, 2080’de ise 107 milyon 100 bin 904 kişiye ulaşacak.

DOĞURGANLIK HIZI DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR

Bir kadının 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden doğurganlık hızı, geçen yıl Türkiye’de 1,99 çocuk olarak kayıtlara geçti. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10’un altında kaldığını gösteriyor. Doğurganlık hızındaki düşme eğiliminin gelecekte de devam edeceği ve 2050 yılında 1,85 olacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de doğum yapan kadınların ortalama yaşı, geçen yıl 28,9 olarak belirlendi. BM tarafından yapılan 1950-2020 tahminlerine göre, dünya genelinde 1965-1970 döneminde 29 olan doğumdaki ortalama anne yaşının 2015-2020 dönemi için 28,1 olacağı öngörülüyor. Doğuşta beklenen yaşam süresi, 2017’de 78 olarak hesaplanırken, bu rakamın 2025’te 79,6’ya yükselmesi bekleniyor. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor. Erkeklerde ortalama yaşam süresinin söz konusu tarihler itibarıyla 75,3 yıldan 77’ye, kadınlarda 80,7 yıldan 82,2’ye çıkacağı kaydediliyor.

DÜNYA NÜFUSU 2055’TE 10 MİLYAR OLACAK

Şu anda 7,71 milyar olan dünya nüfusunun, 2055’te 10 milyara, yüzyılın sonunda ise 11,2 milyara yükseleceği tahmin ediliyor. Özellikle 1950’den sonra gözlemlenen hızlı artışın etkisiyle dünya nüfusu son dönemde yaklaşık 12 yılda bir 1 milyar artıyor. Hâlihazırda dünyada bir kilometrekareye 52 kişi düşerken, dünya nüfusunun ortanca yaşı 30 olarak kayıtlara geçti. BM Nüfus Fonunun (UNFPA) verilerine göre, 2 bin yıl önce 300 milyon olan dünya nüfusu, bugün yaklaşık 7,71 milyara ulaştı. Dünya nüfusu 1600’da 600 milyon iken, 1804’te 1 milyarı, 1927’de 2 milyarı, 1961’de 3 milyarı, 1971’de 4 milyarı buldu. Nüfustaki hızlı artış 1987’de 5 milyarı bularak devam etti ve dünya nüfusu 1999’da 6 milyar, 2011’de 7 milyar oldu. Dünya nüfusunun 2055’te 10 milyarı bulması bekleniyor. Özellikle 1950’den sonra gözlemlenen hızlı artışın etkisiyle dünya nüfusu, son dönemde 12 yılda bir 1 milyar artıyor. Dünyada bir kilometrekareye 52 kişi düşüyor.

DÜNYANIN EN KALABALIK ŞEHRİ TOKYO

En fazla insana ev sahipliği yapan kıta Asya. Dünya nüfusunun bugün yaklaşık yüzde 60’ı Asya’da, yüzde 15’i Afrika’da, yüzde 10’u Avrupa’da, yüzde 8’i Latin Amerika ve Karayipler’de ve geriye kalanı ise Kuzey Amerika ve Okyanusya’da yaşıyor. Çin 1,42 milyarlık, Hindistan da 1,37 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık iki ülkesi durumunda. Çin, dünya nüfusunun yüzde 19’unu, Hindistan ise yüzde 18’ini oluşturuyor. Ancak dört yıl sonra Hindistan’ın, dünyanın en kalabalık ülkesi olması öngörülüyor. İnsan yoğunluğunun en düşük olduğu ülke ise, 1 milyon 564 bin 116 kilometrekarelik alanda yaklaşık 3 milyon kişinin yaşadığı Moğolistan. Dünyada en az nüfusa sahip bölge Avustralya ve Okyanusya kıtası. Bu bölge dünya nüfusunun yüzde 0,55’ini barındırıyor. Bu oranın yüzde 1 kadar olduğu Türkiye dünyanın 17’nci büyük nüfusa sahip ülkesi konumunda. Dünyanın en kalabalık şehri ise 38 milyon nüfusuyla Japonya’nın başkenti Tokyo.

HİNDİSTAN’IN NÜFUSU ÇİN’İ GEÇECEK

Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan “Dünya Nüfus Projeksiyonları” başlıklı rapora göre, 2 bin yıl önce 300 milyon olan ve geçen yıl yaklaşık 7,7 milyar olarak hesaplanan dünya nüfusunun, 2050 yılında 9,7 milyara, yüzyılın sonunda ise 11 milyara yükseleceği tahmin ediliyor. Dünya nüfusunda öngörülen artışta Hindistan, Nijerya, Pakistan, Mısır ve ABD’nin de aralarında bulunduğu 9 ülkenin etkili olması dikkati çekiyor. Dünyanın en fazla nüfusa sahip ülkesi Çin’de 2050 yılında nüfusun yüzde 2,2 azalması öngörülüyor.

AFRİKA ÜLKELERİNDE DOĞUMLAR YÜKSEK

Dünyada nüfus artışı hep düzenli seyrederken, bu artış doğurganlık hızı nedeniyle Asya’da, göç nedeniyle Kuzey Amerika’da daha belirgin oldu. UNFPA’dan edinilen bilgiye göre, dünya nüfusunun artışı önemli demografik olaylarla ilişkili. Gelişmekte olan ülkelerdeki aileler, gelişmiş ülkelerdekilerden belirgin şekilde daha fazla çocuğa sahip ve yüksek doğum hızları nedeniyle bu ülkelerin nüfusu ortalamada çok genç. Az gelişmiş Afrika ülkelerinde doğumlar genel olarak yüksek olsa da özellikle çocuk yaşta ölümlerin fazlalığı nedeniyle, nüfusun önemli bir kısmı 60 yaşına girmeden yaşamını yitiriyor. Oysa gelişmiş ülkelerde 85 veya 90 yaş üzeri nüfus dahi toplam nüfus içinde önemli bir orana sahip. UNFPA, BM tarafından hazırlanan bir araştırma sonucuna göre, dünyada nüfusu en bir belirgin şekilde azalan on ülkenin Doğu Avrupa’da olduğuna, bu ülkeler arasında Bulgaristan, Letonya ve Moldova’nın başı çektiğine işaret ediyor.

EN ÇOK SIĞINMACI AĞIRLAYAN ÜLKE: TÜRKİYE

Tunus’ta yaşanan olaylar ile başlayan süreçte, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi’nde yaşanan çatışmalar ve terörist saldırılar başta olmak üzere siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar milyonlarca insanı yasadışı (düzensiz) göçmen konumuna düşürdü. Suriye’de başlayan ve hâlihazırda devam eden çatışmalar sonucunda ise 6,3 milyon Suriyeli ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Dünya genelindeki 25,4 milyon sığınmacının yüzde 25’inin Suriyelilerden oluştuğu dikkate alındığında durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılmakta. Bir bölge devleti olarak göçmenler tarafından hedef ve transit ülke olarak görülen Türkiye ise krizin başladığı günden günümüze kadar olan dönemde “açık kapı politikası” izleyerek sayıları 3,5 milyonu aşan “Geçici Koruma Altındaki” Suriyeliye ev sahipliği yapmakta. Bu özelliği itibariyle günümüzde dünyada en çok sığınmacı ağırlayan ülkesi olan Türkiye’de göç politikalarının dönüşümü kaçınılmaz bir gerçek.

PROF. DR. BARIŞ ÖZDAL: GÖÇ POLİTİKALARI İYİ UYGULANMALI

Türkiye Cumhuriyeti artık genç nüfusa sahip bir devlet değil. Demografik dönüşümünü tamamlamış ve +25-50 yıl içinde hızla yaşlanan bir nüfusa sahip olacak. Bu durum gerek Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından gerekse devletin resmi kurumları tarafından istatistiksel verilerle sıklıkla ifade edilmekte. Demografik açıdan bakıldığında devletlerin nüfusları ya doğal yollarla ya da göçlerle artar. Göç üzerinden nüfus artışına gidilmesi ise başta güvenlik ve sosyo-ekonomik unsurlar olmak üzere bir dizi problemi de içinde barındırmakta. Bu sebeple göç politikalarının iyi tespit edilmesi ve uygulanması gerekmekte. Unutulmaması gereken en temel husus ise göçlerin günümüzde salt sosyo-ekonomik bir anlam taşımadığı ve güvenlik ile yakından alakalı olduğu. Lakin göçmenlerin de bizler gibi her şeyden önce birer insan oldukları her zaman akılda tutulmalı.

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak