ManşetSöyleşiToplum

Seben Ayşe Dayı: Engellilik bizde vicdan meselesi

Serebral Palsili Seben Ayşe Dayı ile başarılarla dolu hayatı ve toplumdaki yetisizlik algısı üzerine konuştuk. Dayı, yetisizlik durumunun toplumumuzda bir vicdan sorunu olduğunu savunuyor.

Seben Ayşe Dayı, 29 yaşında annesi Ayşe Dayı ve erkek kardeşi Kerem Dayı ile birlikte yaşıyor. Doğum sırasında beynine oksijenin geç gitmesinden dolayı Serebral Palsi olan Seben, 29 yıldır hayatını bu şekilde sürdürüyor. Lisansını Yeditepe Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamlayan Seben, yüksek lisansını ise yine aynı üniversitenin Antropoloji bölümünde tamamladı. Seben ile hem başarılarla dolu hayatı hem de bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi üzerine konuştuk. Toplumdaki engellilik algısını da dahil ettiğimiz sohbetimizde bu algının nasıl şekillenmesi gerektiğini de konu edindik.

Şu an toplumdaki engellilik algısını nasıl değerlendiriyorsun?
Şu an toplumdaki engellilik algısı maalesef sadece tıbbi açıdan görüş meselesi. Toplumumuzda engellilik hala hak temelli veya sosyal temelli görüş olarak ele alınamıyor. Tıbbi görüşe göre engel ya da “sakatlık” bir aciliyet durumudur, bir eksikliktir ve tedavi edilmesi gerekir. Tedavi edilemeyen şey sorunludur ya da sorunlu olarak kalır. Türkiye’de hala tıbbi görüşün sabit olduğu bir engellilik görüşü hâkim. Türkiye’de engellilik bir vicdan sorunu. Bunun nedeni bizim toplum olarak okumamışlığımızın getirdiği dezenformasyon Müslümanlığa getirdiğimiz dezenformasyondan dolayı da olabilir.

Peki bu vicdan sorunu engelli bireye nasıl yansıyor?

Seben Ayşe Dayı

Bu durumda bir toplumdan engelli bireye yansıyan kısmı var bir de engelli bireyin bilinçaltından topluma empoze edilen bir kısım var. Geçen gün biz yemeğe gittik iki kör arkadaşım bir de ben. Lokantaya girdik; keyif yapacağız. Lokantanın kapısında bir amca oturuyordu. Kendisi bizi göstererek “Bunların hesabı benden!” dedi. Garson geldi “Size adisyon açmıyoruz, sizin adisyonunuz bilmem ne bey ödeyecek” dedi. Ben de “Bizi kaldırmayın, geldik şurada keyif yapacağız, hepimiz parasını kazanan insanlarız. O beyinize söyleyin, yardım etmek istiyorsa, gerçekten bir yoksula, çocuğa, yetime birine yardım etsin.” dedim. Garson “Peki abla” diyerek uzaklaştı. Onun da kafası yandı.

Toplumda “engelliye yardım edeyim, vicdanım rahatlasın, sevap işleyim” algısı oldukça engelli hareketinde de ikiye ayrım gerçekleşiyor. Bazı engelliler “evet ya bana yapılsın, ben acizim, devlet bana baksın, bana para ile sandalye alınsın” kafasındayken bizim gibi engelli hareketinin diğer grubu da “hayır yani biz çalışabiliyoruz ve kendi ekonomik özgürlüğümüz olduğu taktirde de toplumda her birey gibi yaşamımızı idame ettirebiliriz” diye düşünüyor. Önemli olan aslında bunun eşitlenmesi.

Engelliler arasındaki bu iki farklı algı ortadan nasıl kalkacak veya sosyo-ekonomik seviyesi senin gibi olmayan engelli bireyler ne yapacak?
Engelli birey “Ben bağımsız bir birey olayım, kendi ayaklarım üzerinde durayım, kendi istediğim ideallerimdeki işi yapayım” kaygısı yok. Engelli birey diyor ki “Devlet baba bana baksın”. E böyle olunca da devlet nereye kadar yetişecek? Mesela beni düşün; yüksek lisans yaptım, iki farklı bölüm okudum. EKPSS’ye girsem yazman mı olacağım? Düşünsene memurluk sınavına giriyorum engelliyim diye benim gazetecilik ve antropoloji eğitimimi ve niteliğimin üstünü çiziliyor. Sen hiç gördün mü; engelli mali müşavir? Tek engelli figürümüz Aşık Veysel. O da aşık. Yani zaten kör olması romantize edilen bir figür.

ENGELLİYİ DE BİREY OLARAK GÖRMELİYİZ

Peki nasıl bir işbirliği ve iletişimle bu tarz sorunlara çözümler getirilebilir?
Önce bizim toplum olarak karşımızdakini birey olarak görememe sorununu çözmemiz lazım. Annemizi anne olarak görüyoruz; onun bir birey olarak saymıyoruz. Karını veya kocanı birey olarak görmüyorsun. Kadın kocaya “ben evde oturayım bana para kazansın, şunu yapsın, çünkü ben onun karısıyım ona yemek yapıyorum, evi temizliyorum” şeklinde bakıyor. Kadın kendi ve karşısındakinin birey olduğundan habersiz. Önce toplum olarak birey olduğumuzu anlamalıyız.

İkincisi engelli politikalarının daha fazla engelliyle yürütülmesi gerekiyor. Mesela engellilerle ilgili bir şey yapılacak, komisyon toplanıyor ama içlerinde engelli yok ya da çok az. Sen beni ne kadar anlayabilirsin ki? Engelsiz bireyler toplanıp engelliler hakkında bir tüzük, kanun veya yasa çıkarınca empati bir yere kadar işe arıyor. Sen şunu titreyerek (bardağı tutuşuna dikkat çekiyor) taşımıyorsun. Ancak titreyerek taşıdığın zaman benim ne hissettiğimi anlayabilirsin. Şimdi sana bu bardağa bir kulp geliştir desem, kendi dengene göre geliştireceksin. Ama ben buna kendi dengeme göre kulp geliştireceğim. Engelli politikalarının engellilerle yürütülmesi lazım. Bu durum sadece kör birey için geçerli değil. Her engelli grubundan bir yetkin kişinin engelli politikalarının oluşturulacağı komisyonda var olması gerekiyor. Engelsizler toplanıp engellilerle ilgili bir karar aldıklarında sıkıntı çıkıyor. Otizm hareket planını otizmli çocukların anneleri yürürlüğe soktu. Çünkü o annelerden başka bu durumu iyi bir şekilde deneyimleyen, bilen biri yok. Engelli politikalarını engelsizler harekete geçiriyor. Bu durumda sıkıntı çıkıyor.

Bütün bu süreçlere devlet tarafından nasıl bir değişim yapılabilir?

Seben Ayşe Dayı ve görme duyusu olmayan arkadaşı psikolog Bahar Yavuz

Öncelikle kesinlikle bütün devlet kurumları evrensel tasarıma uygun bir şekilde fiziksel olarak engelsiz hale getirilmeli. İkincisi nitelikli istihdam sağlaması gerekiyor. Yani bir engellinin devlet kurumları içinde “normal birey” kadar yükselebilmesi gerekiyor. Bu bir ayrıcalık veya inisiyatif değil; aslında bu eşitlik. Mesela bir adam çok iyi yol mühendisi olduğu halde ayağı tutmadığı için onu mühendis yapmıyorsun; kimya mühendisini ulaştırmanın başına getiriyorsun. Niye onun ayağı tutuyor. Saçma değil mi? Yapabilirliği görmek yerine yapamazlığı görüyoruz. Bence sıkıntı da buradan çıkıyor. Devletin istihdam eşitliği ve yaşama eşitliği vermesi gerekiyor. Ben İtalya’da üç şehre gittim. Bu 3 şehirde de bir tane basamak inmeden ve çıkmadan şehri turladım. Burada geçen gün Şişhane Metro’sundan yukarı çıktım; önümde hendek. Kaldım böyle. Orada ben mi engelliyim şehir mi engelli?

KIRSALDA ENGELLİLİK DAHA NORMAL

Toplum tarafından nasıl bir algı değişikliği yapılabilir? Bireylere nasıl görevler düşüyor?
Toplumda nezdinde normalleşme üzerine çaba sarfedilmeli. Şehirlerde bu algı durumu daha da acayipleşti. Şöyle bir laf vardır ya; her köyün bir delisi vardır. Hakikaten kırsala gittiğinde engellilik durumu oradaki toplumlar için daha normal bir şey. Bir zihinsel engelliyle ya da bir serebral palsili ya da bir kör ile nasıl baş edeceğini kırsaldaki insan daha iyi biliyor. Neden; köyünde birkaç tane engelli var, köyün delisi var. Orada öyle kabule geçmiş durumda. O köyün meczubunun evi temizlenir, 15 günde bir, biri gider yıkar, tırnağını keser, öbürü kıyafetini alır, imece usulüyle o adam o köyde aslında yaşamına devam edecek durumda tutulur.

Şehre göç oldukça biraz sosyal anomi dediğimiz o ne şehirli ne de köylü yaşadıkları yere adapte olamayan ve kültürden kopuk yaşayan insanlarla şehirlerde tepkisizleştik. Ya da duyarsızlaştık. Mesela adam beni görüyor yolda, arabayla bir yere yetişmesi gerekiyor, hızlı gidiyor. “Dur ne yapıyorsun?” diyorum. O adam zaten köyünde olsa zamanla bir derdi olmadığı için “Geç bacım, geç” diyecek. Şehir hayatının bize dayattığı saçmalıklardan dolayı aslında insanlar sadece engellilere değil birbirine duyarsız. Duyarlı olması gerekiyor.

Engellilerin de bir insan olduğunu bilmek gerekir. Engelli bireylerin de bir kadın ve bir erkek olduğunu dolayısıyla kadınlık ve erkeklik konularında herkes için geçerli olan sınırların onlarda da var olduğunu unutmamak gerekir. Mesela ben İtalya’da kaldığım otelden eğitim aldığım yere doğru giderken karşılaştığım insanlar şöyle yaklaşıyor; “Birlikte yürümek ister misiniz?” ya da “Sizin için bir şey yapabilir miyim?”. Hayır diyorum ve “güle güle” deyip uzaklaşıyorlar. Bitti. Ben istemedikçe dokunan bir kişi bile görmedim.

ENGELLİ MAHREMİYETİNDE KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ

Biz zaten toplumda engelli mahremiyetinde kötü bir durumdayız. Bu konuda sıkıntılarımız var. Toplum gözünde engelli bireyler “kamu malı” gibi. Mesela benim engelli türbanlı arkadaşlarım var. Diyor ki; “Abdest aldım, adam geliyor elimi kolu tutuyor, e abdest gitti”. Şimdi onun anlayışına göre ona dokunmayacaksın. Bilinçli ya da bilinçsiz sürekli taciz ediliyoruz. Adamın biri beni tramvaydan inerken belimden kavradı. Sonra indirdi. Şimdi burada bir taciz var. “Abi ne yapıyorsun” dedim. “Yardım ettim” dedi. “Yardım istedim mi?” dedim. “Hayır ama bence yardıma ihtiyacın vardı” dedi. Ki yardıma ihtiyacım olsa bile belime sarılıp yardım etmemesi lazım. Engelliler de böyle sanki kucaktan kucağa sevilen bir bebek gibi. Herkes dokunabilir, herkes onlara istediği gibi yaklaşabilir. Mesela geliyor kadının biri yanaklarımdan öpüyor; çok tatlısın diye. Niye ki? Bunu neden yaptın? Senin cinsel alanına, bedenine sürekli sen istemeden birileri müdahale ediyor. Ve bu birinci dereceden yakın bir arkadaşın da değil. Tanımadığım biri, garip bir şey. Tabii bunu insanlara anlatmak için insanların kendi aralarındaki mahremiyet durumlarını belirtmesi lazım.

İŞİME KONSANTRE OLMUŞ DURUMDAYIM

Peki bu algı durumu içinde sen ne yapıyorsun? Enerjini nasıl koruyorsun?

Seben Ayşe Dayı

Ben artık takmıyorum. Eskiden çok takıyordum. Serim (serebral palsili bir arkadaşı) ile tanıştıktan sonra çok geliştim. Serim bana boşvermeyi öğretti; ben de artık boşveriyorum. Çünkü her yerdeler. Ayrıca ben şuna da inanıyorum; sen kendini değiştirirsen toplum da değiştirir. Artık eskisi kadar abuk durumlarla karşılaşmıyorum ya da ben takmadığım için unutuyorum. Yaptığım işi profesyonel olarak en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Benim motivasyonum bu. Ben eğitim antropoloğu olup danışmanlık vereceğim. Ben buna kanalize oldum. Ya da resim yapıyorum, sergi açacağım, sergime konsantre oluyorum. Orda engelliliğim devre dışı kalıyor. Mesela kızdığım bir şey; engelliler sadece engellilik üzerine çalışıyor. Neden? Bu başında dediğimle farklı şeyler. Engelliler ilgili yasalar çıkmasında aktif olmalı. Ama sadece bu olmamalı. Benim birçok engelli arkadaşım engellilik üzerine yüksek lisans çalışmaları yapıyor. Neden? Engelliyim diye. Hayır kardeşim ben engelli olup kimya mühendisliği üzerine ihtisas yapabilirim. Kendini gerçekleştirmen lazım. Kendi kişisel menkıben üzerine yol al. Sen Ali’sin ve senin bu hayatta olmak istediğin bir yerin var, senin oraya doğru yolunu çizmen lazım. Ya da bazen hayatın seni bir şekilde ittiği yola gitmelisin; belki senin yolun odur. Ben böyle yapıyorum. Ben biraz hayatı akışına da bırakabilen bir insanım. Hayatta istediğin şey ile hayatın seni ittiği şeyler arasında denge kurman lazım.

Seni diğer serebral palsili durumda olan bireylerden farklı kılan şeyler neler?
Çok güzelim. Bu işin şakası. Bu bence serebral palsili olup mutsuz olmak, serebral palsili olmayıp mutlu olmak değil. Ben mutlu bir insanım. Ya da işte öyle görünüyorum aslında çok zor bir insanım. Beni evde görsen kaçarsın. İlla mutluluk değil, ama pozitif olmak, işini iyi yapmak. Bu bence mizaç. Hiçbir zaman “ah ben serebral palsiliyim, ne olacak şimdi” olmamalı ve ben bu durumu hiç yaşamadım. En fazla “yine tutamadı bu bunu vah” deyip kendi kendimle dalga geçip gülüyorum. Bu bana ait bir şey.

İNSANIN KENDİSİNİ OLDUĞU GİBİ KABUL ETMESİ ÖNEMLİ

Peki, senin motivasyonun nedir?
Bir kere ben çok mutlu bir kadın tarafından büyütüldüm. Dünyadaki en pozitif kadın benim annemdir. Kaldı ki annemin annesi ve onun kardeşi, etrafımdaki insanlar her şeye gerçekçi bakabilen, hoşgörülü saygılı çok pozitif insanlar ile büyüdüm. Güzel insanlarla yetiştim ve güzel insanlarla arkadaşlık yapıyorum. Bu zaten beni mutlu kılıyor. Mutluluk kötü bir şeyle bile karşılaştığında birazcık Eyvallah deyip, birazcık kabule geçebilmek bence insanı huzurlu yapıyor. Huzurlu ve dingin olmak sadece mutlulukla ilgili bir şey de değil. Bir acıyı bile huzurlu yaşamak gibi bir şey bu. Mutluluk, mutsuzluk, huzur durumu insanın kendi içinden gelebilecek bir şey.

İnsanlar biraz yaşadıklarının farkında olsunlar. İnsanlar kendilerinin farkında olsunlar ki; etrafındakilerin farkında olabilsinler. Adam kendi ağzındaki dişten habersizken karşısındakini anlayamaz, çok zor. Benim, senin gördüğünü söylediğin mutluluğum ya da enerji durumum kendimin farkında olmamdan geliyor. Ben biliyorum ki bu elim bu kadar çalışıyor. Ya da ben araba kullanamayacağımı biliyorum. Tamam ne yaparım, şoför tutarım. Diğer türlü ehliyet alıp, kaza yapıp ölürüm. Bu aslında kendini kabul etmek ve dünyada olduğun yeri kabul etmekle ilgili. Bunu kabul ettiğinde zaten daha tam oluyorsun. O zaman etrafında bence tamamlanıyor.

Engelli bireylerin aileleri çocuklarıyla nasıl bir iletişimde olmalı?
Engelli bireyin ailesi biraz savaşçı olmalı ve çocuğunu da bu savaşa itmeli. Engellilerin ister istemez yaşamları boyunca canlarını acıtacak ve maruz kalacakları şeyler olacak. Aileler engelli bireyler çok el bebek gül bebek yetiştirmemeli, biraz onlara “git, yap” demeli. Ya da arkadaşları o engelli çocuğu istemediklerinde “ah yavrum gel canım” değil de “Tamam olabilir bir daha git bir daha dene” gibi sosyal olmaya teşvik etmeli. Engelli bireyin ailesi kesinlikle bir engelliyi tekil yaşamaya ve sosyal olmaya teşvik etmesi gerekiyor.

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili enformasyon

Bir cevap yazın

Okumaya devam et

Close
Close

Adblock Detected

Reklam engelleyici devre dışı bırak